O Yaşıyor… 14. Bölüm

Sisin içinden bir kahkaha geldi. Dördü de korkuyla ne yapacaklarını şaşırmış bir şekilde dururlarken arkalardan bir saz sesi geldi. Az önce duydukları ses ne kadar korkutucu ise bu ses de o kadar rahatlatıcı idi. Güven veriyordu. Sis dağılmaya başladığı sırada aynı anda uyandılar.

Gerçekten de salonda biri saz çalıyordu.

Güneş daha henüz doğmuştu. Ozan salonun bir köşesinde oturmuş saz çalıyor, Gezer Ata ise onun karşısına kurulmuş onu dinlemenin keyfine varıyordu.

“Gelsenize çocuklar ayakta durmayın öyle. Lütfen kendi eviniz gibi davranın” dedi Gezer Ata çocukları kapının önünde gördüğü zaman.

Çocuklar denileni yaptılar ve gelip yaşlı adamın yanına oturdular.

Bir kız çocuğu vardı

Adı Damla

Yüreği ile bakmasını öğrenmişti

O küçük yaşında

Gül gülmesini kıskanırdı

Bülbül kahkasını

Güzelliğin içindeki kötülüğü görmüştü

O küçük yaşında

Cesurdu

Savaşmayı öğrenmişti

O küçük yaşında

“İşte böyle. Daha bitiremedim.” dedi Ozan. Yüzündeki gülümseme gözlerindeki acı ve kederi kapatmaya yetmemişti.

“Haydi gidip kahvaltı yapalım” dedi ve sazını dikkatle yanına bırakıp kalktı. Çocuklar adamla göz göze gelmekten kaçınarak kalktılar. Hep birlikte arka tarafa geçtiler. Arkada büyükçe bir çimenlik vardı. Sağ tarafta bir çardak onun yanında ise mutfak olarak kullanılan bir yer vardı. Girişte solda büyükçe bir ocak görülüyordu. İçinden gelen ekmek kokusu hepsine karınlarının açlığını hatırlattı. Ya Ozan ya da Gezer Ata önceden kalkıp ocağın içine odunları atıp yakmıştı. Sonrasında ise ocağa ekmek atmışlardı. İkisinden biri ya da her ikisi çok maharetliydi.

Çocuklarda sofranın kurulmasına yardımcı olduklarından hazırlıklar süratle bitti. Ekmekte pişmişti. Ozan sıcak ekmeği bölüp ortaya koydu. Açlığın ele geçirdiği çocuklar ekmeğe ve masanın üstündeki yiyeceklere saldırdılar. O sırada kendilerine yavaş yemeleri ile ilgili olarak yapılan uyarıların hiç birini dikkate bile almadılar.

*

Kahvaltı sonrası oturuyorlardı çocuklar hiç olmadığı kadar sessizdiler. “Bizler sizleri korumak için elimizden geleni yaparız çocuklar ancak sizin kendinizi koruyabilmeniz gerekiyor. İşte bu ihtiyarın sizin için yapamayacağı şey bu çocuklar. “ diyerek Gezer Ata’yı gösterdi.

Kendinizi ve birbirinizi korumanız gerekiyor.”

“Bunu nasıl yapabiliriz Ozan Ata. Bizler bir karıncayı bile incitemeyiz. Babam bize daha yürümeği ilk öğrendiğimiz sıralarda karıncaları ezmememiz gerektiği öğretti. O düşünce ile büyüdük. Hayvanları, doğayı, insanları seviyoruz. Her yaşama saygı duyuyoruz.” dedi Asya

“Çocuklar zaten tam da bu sebeplerden dolayı yüreğiniz ile bakabildiğinizin farkında değil misiniz? Sizlerin özel olmasının sebebi bu.”

“Gezer Ata söylediklerinde haklı. Artık kendinizin ne kadar önemli olduğunun farkına varın lütfen. Evet, bu halinizle savaşamazsınız. Ama bu değiştirilebilir.” dedi.

Aybars hemen atladı “Değiştirilebilir mi? Bu da ne demek?”

“Beni takip edin” diyerek ayağa kalktı. Adam dönüp giderken çocuklar Dedeye baktılar. Adam onaylar şekilde kafasını sallayınca Ozan’ı takip ederek arkasından yürümeye başladılar.

Ocağın hemen yanında daha önce fark etmedikleri bir kapı vardı. Aşağı doğru inen merdivenleri kapatan gizli bir kapıydı. Zira üstünde zeminle bir olabilmesi için çimlendirme yapılmıştı. Önde Ozan arkasında çocuklar aşağı indiler. Aşağısı büyük bir mahzendi. Duvarlardan birine bu mahzene hatta ve hatta bu bağ evine ait olmayacak kadar güzel altın işlemeli çift kanatlı bir kapı vardı. Ozan’ın boyundan daha uzundu. İki kanat da açıldığında hepsi yan yana geçebilirdi bu altın kapıdan. Bu kadar büyük olmasına rağmen işlenmemiş bir noktası yoktu.

Çocuklar hayranlıkla kapıya bakarken Ozan ilerleyerek kapının önüne geldi.

“Dört yürekli çocuk getirdim sana

O yürekle bakabilen dört çocuk

Sahip oldukları o yüreğe bakıp yüzleşmeleri gerek

Dört yüreğe dört ayna gerek

Ben Muhafızın Ozan

İçeri girebilmeleri için açılmanı dilerim”

Diyerek kapının kollarından tutup kendine doğru çekti. Kapı hiç zorlanmadan açıldı. Kapıyı açıp kenara çekildi. Yüzleşme Odası zifiri karanlıktı. Kapı eşiğinde durmalarına rağmen hiçbir şey görmüyorlardı.

“Haydi çocuklar içeri girin. Bir bakabilen önce kendi yüreğinin derinlerine bakabilme cesaretini gösterebilmelidir. Ne zaman ki o cesareti gösterirsiniz orada sizi bekleyeni görebilirsiniz.”

“Sen gelmiyor musun?” diye sordu Asya

“Hayır kızım ben içeri gireli çok zaman oldu. Sizi dışarda bekliyor olacağım.”

Dört çocuk el ele eşikten zifiri karanlığın içine adımlarını attıkları anda kapı arkalarından kapandı.

(devamını okumak için tıklayınız)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s